Jean Baudrillard'ın Gözüyle Yok Edemediklerimiz
Jean Baudrillard'ın Neden Hâlâ Her Şey Yok Olup Gitmedi kitabı üzerine kısa bir öneri ve içerik hazırlamak istedim. Durup biraz hiç var olmamışların, var olup yok olma eşiğine gelmişlerin ve her şeye rağmen var olacakların üzerine eğilelim, kulak kesilelim dünyaya. Biraz olsun duymak, duyumsamak için...
Merhaba sevgili okur. Sana bir kitapla geldim. Düşünce dünyanın sınırlarını biraz zorlamak varsa duvarlarını yıkmak seni açık alanların atmosferi ile tanıştırmak için. Neden Hâlâ Her Şey Yok Olup Gitmedi sevgili okur? Bunca hızın kurbanı olup da neden maktulü değil hâlâ yaşamın incelikleri? Baudrillard modern dünyanın bir simülasyon kurbanı ettiği zamanı kaba sığdırıyor. Gerçeklik kendi ekseninde kaybolmaya mahkum bir illüzyon muydu yoksa kendini çürüten bir tez mi? Tanrım belki de hiçlik kendini öğütüp varlığı doğurduğundan beri gerçeklik form değiştirmiştir. İllüzyon tam da öğütülenin arzu ettiği gibi gerçekleşiyordur. Anlam belki de kendi için üretilen araçlar eliyle kaybolmuştur. Mesela elimizde teknoloji harikaları cihazlar anlık iletişim ağları sağlayıp haber almayı kolaylaştırırken, haberdar olma isteği ve merakını almıştır elimizden. Yani dolu dopdolu bir kadehten yudumlanan şarabın tadı, tat alma duyusunu yitirmiş biri için ne ifade ederse altın tepside sunulanların rahatlığı da anlam arayışını ve kavrayış kabiliyetini yitirmişler için o denli anlamsızdır. Sürekli gelişen yenilenen ve dolulaşan sistemin aslında içi boş mu? Bu canlı fakat cılız ses bir boşluktan çıkar ancak. Boşluk neresi sevgili okur? Boşluk biziz, içimiz. Doldurmak için kepçe ile saldırdığımız dünyanın sonunu hâlâ getirememiş bizleriz. Hiçliğimizi donatmak isterken, varlığımızı ispata koşarken, gücümüzü kendimize yani kendi varlığımıza, arzularımıza ispat etmek için çırpındığımız bu su bizi neden hâlâ boğmadı? Anlamını yitirmesine rağmen dönüşmeye devam eden sistemin parçaları hâlâ sağlam. Sağ mı? Bilemiyoruz. Egemenlik duygusu bizi dünyaya koşturdu. Dünyada ne işimiz vardı ki? Kime meydan okumak için gelmiştik kendi ırkımıza mı? Doğa ya peki o da mı bizim egemenliğimizi kabulü için bir karşı cephe? Tanrım bunca savaşın, hırsın, şu delirmiş insanların derdi ne böyle?.. Zamanı tuttuk bir fotoğraf karesinde ölümsüz şimdi ruhunu geri aldıkların. Ya sonra? Durmayacağız galiba. Ruhu vermek istemiyoruz sonrasında yine yetinmeyeceğiz. Bizi hatta belki hırslı tutkularımızı yok edecek teknolojiler icat edeceğiz. Daima ilerleyeceğiz, ırkımız yok olana dek. Ve zaman hiç akmadan, kıpırdamadan, azalıp çoğalmadan şahit olacak bize. Biz geçip gittikçe o akıp gitti diye serzeniş etmeye devam edeceğiz. Hiç iz kalmayacak fakat yaşanacak, yaşayacak hiçlik. Hiç olana kadar.
• "Hemen her zaman bizim üstünde yer almadığımız, var olmadığımız bir dünya düşlemedik mi? İnsanlardan yoksun, hiçbir insani müdahaleye izin verilmeyen şiirsel bir dünya hayal etmedik mi?"
• "Analojik görüntüyle birlikte ortadan kaybolan bir şey varsa o da fotoğrafın özüdür."
• "Bir kavram ortaya çıkmaya başladığında temsil ettiği şey ortadan kalkmaya başlamaktadır."
• "Sahip olduğu o istisnai öğrenme yeteneği sayesinde insan bir yandan dünyaya bir anlam, bir değer ve bir gerçeklik kazandırmaya çalışırken, diğer yandan bunlara koşut bir şekilde eriyip gitmelerini sağlayacak bir süreç başlatmıştır."
Jean Baudrillard'ın peşinden gidip "Neden Hâlâ Her Şey Yok Olup Gitmedi" diye sormak kısa ve düşünce dünyasının fırtınalı bir yolculuğu...
Belki de her şey eriyip ayrışamayacak kadar karışmıştır çoktan. Elimizde somut bir hiçlik kalmamış yalnızca söylemi vardır. Bir efsanedir belki kulaktan kulağa bugüne kadar gelmiş. Yitirmekten korktuğumuzu aslında hiç elde edememişizdir belki de. Aynı zamanda kaybolup gitmesi için yola taşları da biz dizmişizdir. Varlığı yoklukla isteyen, hiçliği yarattıklarımızla pasifleştiren de bizizdir. Baudrillard " Teknolojik güdümleme sayesinde basit varlıklara dönüştük" diyor.
Sence de öylemi sevgili okur?