Gamzeli Çöl
Merhaba Mavi;
Sana bunları özlemlerin en korkunç, en sessiz vaktin de aklım ve tüm hücrelerimle sana vardığım ve senden gidemediğim en hakiki yer olan kalbimden yazıyorum.
Bir anlık da olsa sadece bir an gözlerinin yadsınamaz gerçeğine denk geldiğim o vakitten itibaren, kalbimin artık yalnızca nasıl da sana yalnız sana ait olduğuna toprak, gökyüzü, ağaçlar, akan sular sesler ve tüm sessizlikler tüm alem ile şahitti artık. Savrulup duruyordu kokun tüm evren üzerinden bendime. Saçlarımdan tırnağıma kadar sen kokuyordu artık ruhum. Tüm sesler susmuş, dünya artık nefes alıyordu varlığınla. İster ayrılık ister ölüm gayrı yitirmişti her şey manasını.
Yalnızlığımı dindiren ruhun Babası, yetim yanlarımın şefkatli hali, bir evin eşiğinde çocuğuna sarılmayı bekleyen Anne muradı…Bu garip dünyadan gittiğim de avuçlarımda ellerinin çocuk kalma sevinci. Gözlerinden gözlerime düşen ilahi güç kudreti.
Tam da akşamüzeri geliyorsun aklımın almadığı vakitlere meydan okurcasına. İnce hüzünler bırakıyorsun henüz bitmemiş cümleler ardında. Gölgelerin uzanıp yalnızlığı öptüğü bu öksüz vakitlerde tam da seni sakladığım o ıssız yerde bekliyorsun. Gün ağarıyor ardında. Resmini çizdiğim kentlerde saklıyorum gelmeyişlerini. Gülüşleri gamzelerine dolan, sözleri gözlerinde birikmiş, ince bir eziklik seziyorum kalbinin kırılmış umutlarında. Sensizliği bilmenin yanında, bilmek artık hiçbir yalnızlığa benzemiyordu.
Sevginin ana dili bir olmak, birlik içinde olmaktı. Herkesin kendi dünyasında yaşadığı bu evren de ben seninle başka alemlerdeydim. Bu alem ki en üst mertebe de hiçliğe kavuşmak içindi belki de. Sesimi bir gece gözyaşlarıyla yıkayarak, adını bilmeden dua ile çağırandım. Ki insan en çok yakınlarından beklerken sevgiyi en çok onlardan ölümü öğrenirken, ben hiç bilmediğim bir adamın sevgisini Allah’ın rızasıyla bekleyendim. Gelir diye her gün duaların bin bir çeşidini öğrendim. Evlerin yalnız eşyalardan olma yapılmadığını öğretemedim kimseye. Kalbiyle sevenlerin evinde yalnız çiçekler kokar. O rayiha yalnız sevenler ile ortaya çıkar. Kimseye öğretemedim. Varlığın bunları birlikte yapmaya bir an ikna etmişti. Ama…
Çınarları sabah duasına uyandıran serçelerin evimize misafir olacağı bir hayaldi benimkisi. Şimdi içimde kirpiklerinin ıslak uğultusu. Kalabalıklar içinde yalnız kalma cezası. İnsanlar içinde tek başına boğulmuş hissi. Seslerden soğuk bir sessizlik telaşı. Merhametin, uykusuzluğun, unutulmaya yüz tutmuş gülüşlerin, dilsiz toprağın, sürekli savrulan rüzgârın, durmadan akan suyun, göklerin ardına çekilen dağların sensizliği… ben yapamıyorum Mavinin Efendisi, Onların yerine de konuşuyorum seninle- ama (içimden…)
Gözlerinden gülüşüne sızan gamzeli çöl. Ayrılık ne! Unutmak nedir! kimin haddinedir söyle! Kime yakışır ki ayrılık? O çölde kaybolmak uğruna sana varabilmeyi göze almaktır Aşk. İnsan nasıl kaybeder kendini, senden uzak olmak ruhu aramak değil miydi yıllarca. Bilmezsin. Sen bilmezsin ki bu kalp evvelinden beri seni söyler, seni çağırır, seni arar.
Şimdi bu amansız sancı ile seni hangi çölde, hangi diyarda, aramalı söyle?
Varlığın hangi çölün ortasındaki vahayı sevindirir söyle…
Yorumlar (0)