HOŞ'ÇA KAL
Kendimle baş edemediğim bir sabahın, güneş doğmayan tarafına uyanıyorum; dalgın,sessiz, solgun tenimin içli haykırışlarıyla. Sessizce içime biriktiriyorum ağrılarımın solmuş baharlarını. Sana, bu vedanın “niyesini “sormaya gücümün yetmediği gibi, kalbimde büyüttüğüm sana “Nasılsın” diyemiyorum hala. Bugün, üzerime bırakılmış tonlarca ağrının altında eziliyorum. Haberin yok ama dün de hiç uyumadım bugün de. Sesindeki soluğa karıştığım günden beri seni özlüyorum.Kabul et! vedaları gidişten saymadık biz hiç. Her veda bir kez daha doğurdu seni içimde.Sana gelmeleri hep çoğaltmak isterken,seni azaltıyorum şimdi ince ince içimde.Bu en çetin ve sancılı savaşım benim. Kaç defa yenilmediğimi söylediğim bir yenilgiyle baş başayım. Kemiklerimin iç içe geçtiğini hissedebiliyorum aklıma her düştüğünde.Bazı gecelerin siyahı göğsüme siniyor diye, saymıyorum geceleri. Çünkü ;biliyorum bazı günler ölümden beter.
Sessizce gün bitiyor içimin çığlıklarıyla. Senli saatlerin aklımı kaybettiği vakitler şimdi.Senin hala “neyiz biz” i sorguladığın yerde duruyorum. Şu kara kış değil ama gözümden düşen sözlerin soğutuyor içimi.Şimdi nerde, ne yapmaktasın diye sormuyorum artık. Bende olmadığın bir kalbe sürgün gitmiş gibisin. O yüzden Allah’a havale etmeyi başka bir zamana bıraktım. Şimdi sen! bilmediğin kollarda huzur dilenirken, ben seninle dirilmeyi öğreniyorum yeniden her sabah. O yüzden artık yüzümdeki tebessümde arama kendini. Şiirlerde, sözlerde rastlama kendine. Çünkü; ben kalbini öldürdüğüm o sabahın ilk dakikalarında, ellerimle gömdüğüm mezarın başında bekledim seni. Günlerce gözyaşlarımın toprağa karışmasından dirileceğini ümit ettim. Gelmedin. Yalvardım Tanrıya rast getirsin diye seni bana. Duymadım bir daha ayak seslerini. Hala öldüremediğim seninle yaşamayı öğrendim de, beklemeyi bitirmeyi içimin körpe yanına vazgeçiremedim. Seni beklemek aynı ama şimdi sesin, kokun ve ellerin bir yabancı gibi. Sen şimdi bir ince bir sızı Hoşçakal'sın. Hoş'ça' kal kalbimden.
Hoş'ça kal