İnsan Bilinci Evrimde Trajik Bir Hata mı?
True Detective dizisinde Rust Cohle'un insanlık ve varoluş üzerine söyledikleri arasında beni en çok düşündüren cümlelerden biri şu: “Bence insan bilinci evrimin trajik bir hatasıdır.” Cohle'un o karanlık bakış açısı ilk başta sadece nihilist bir düşünce gibi gelebilir. Ama biraz düşündüğümüzde, aslında oldukça basit bir sorunun kapısını açıyor. Eğer bilinç bizi diğer canlılardan bu kadar farklı ve güçlü yapan şeyse, neden aynı bilinç bizi kendi zihnimizin içinde bu kadar kolay hapsedebiliyor?
İnsan Bilinci Bir Hata mı?
İnsan, kendisini evrimin en büyük başarısı olarak görmeyi seviyor. Doğaya hükmettik, şehirler kurduk, teknolojiler geliştirdik, hatta yıldızlara ulaşmaya başladık. Diğer canlıların yapamadığı pek çok şeyi yapabiliyoruz. Ama bütün bunların yanında garip bir durum var. Evrim bize sadece dünyayı değiştirebilecek bir zihin vermedi. Aynı zamanda kendi zihninin içinde kaybolabilecek bir canlı da yarattı. Belki de insanın en büyük problemi tam olarak bu: Fazla düşünebilmek.
Bir ceylan, peşindeki aslandan kurtulduktan birkaç dakika sonra yeniden otlamaya başlayabilir. Tehlike geçmiştir ve hayat devam eder. Biz ise öyle değiliz. Yıllar önce yaşadığımız bir olay, bugün bile kafamızın içinde bütün ayrıntılarıyla yeniden canlanabilir. Bir tartışmada söyleyemediğimiz bir cümleyi defalarca düşünürüz. Yaptığımız bir hatayı tekrar tekrar hatırlarız. “Ya öyle olmasaydı? Keşke bunu söylemeseydim. Farklı davransaydım ne olurdu?” O an çoktan bitmiştir. Hatta üzerinden yıllar geçmiş olabilir. Ama zihnimiz için bitmemiştir. Çünkü insan sadece acı çekmiyor. Çektiği acının farkında da oluyor. Belki de bilincin en ağır tarafı bu. Bir şey yaşarsın ve olay biter. Fakat zihnin onu tekrar tekrar oynatabilir. Yaşanmamış ihtimaller yaratabilir, gerçekleşmemiş gelecekler kurabilir ve geçmişte değiştiremeyeceğin şeyleri yeniden yazmaya çalışabilir. Üstelik zihnimiz bunu bize zarar vermek için yapmıyor. Tam tersine, bizi korumaya çalışıyor. Yaşadığımız kötü bir şeyi hatırlatıyor ki bir daha aynı hatayı yapmayalım. Gelecekte olabilecek tehlikeleri düşünüyor ki hazırlıksız yakalanmayalım. Sürekli hesap yapıyor, ihtimaller kuruyor ve bizi tetikte tutuyor. Fakat bir noktadan sonra bu sistem tersine dönüyor.
Bizi hayatta tutmak için geliştirdiğimiz mekanizma, hayatı yaşamamızı zorlaştırmaya başlıyor. Çünkü artık sadece gerçekten yaşadıklarımızla uğraşmıyoruz. Hiç yaşanmamış şeylerin de acısını çekiyoruz. Olmamış bir kazayı düşünüyoruz. Hiç gerçekleşmemiş bir ayrılığı kafamızda yaşıyoruz. Söylemediğimiz bir cümlenin sonuçlarını hayal ediyoruz. Daha gerçekleşmemiş bir geleceğin korkusunu bugünden hissediyoruz. Bedenimiz şu anda bir sandalyede oturuyor olabilir ama zihnimiz yıllar önceki bir tartışmanın ortasında ya da gelecekte yaşanabilecek bir felaketin içinde olabilir. Geçmişe dokunamıyoruz. Geleceği kontrol edemiyoruz. Ama ikisinin de yükünü taşıyoruz.
Bence insan bilincinin garip tarafı da burada ortaya çıkıyor. Yaşadığımız şeylerin kendisiyle yetinemiyoruz. Her şeye bir anlam vermek zorundaymışız gibi davranıyoruz. Bir kayıp sadece bir kayıp olarak kalmıyor. Bir süre sonra hayatımızın anlamıyla ilgili bir sorgulamaya dönüşüyor. Basit bir hata, karakterimizin bir parçası haline geliyor. Anlık bir başarısızlık, kendimiz hakkında verdiğimiz büyük bir hükme dönüşüyor. Bir yalnızlık anı, “Ben neden yalnızım?” sorusuna; o soru da “Benim hayatımda ne yanlış?” düşüncesine dönüşüyor. Olay büyümüyor aslında. Biz onu zihnimizde büyütüyoruz. Belki de acıyı bu kadar ağır yapan şey yalnızca yaşadığımız olay değil. O olayın üzerine kurduğumuz düşünceler. Ölümden korkuyoruz çünkü öleceğimizi biliyoruz. Ama belki daha korkuncu, ölüm henüz gelmeden onun hakkında düşünebiliyor olmamız. Bir gün öleceğimizi bilmek bizi diğer canlılardan üstün mü yapıyor?
Belki. Ama aynı zamanda bizi daha kırılgan hale getirdiği de kesin. Çünkü insan sadece ölmez. Öleceğini bilir. Sadece yalnız kalmaz. Yalnız olduğunu düşünür. Sadece hata yapmaz. Yaptığı hatayı yıllarca hatırlayabilir. Belki de bilincin laneti tam olarak budur. Evrim bize hayatta kalmamız için inanılmaz bir araç verdi. Fakat bu araç zamanla öyle gelişti ki, sadece dış dünyayı değil, kendisini de incelemeye başladı. Ve sonunda insan, kendi varlığını sorgulayan bir canlıya dönüştü. “Neden buradayım? Hayatın anlamı ne? Öldükten sonra ne olacak? Bütün bunların bir anlamı var mı?”
Belki evrim bir hata yapmadı. Belki sadece hayatta kalmamızı sağlayacak kadar gelişmiş bir zihin verdi bize. Ama o zihin bir noktadan sonra kendi sınırlarını aşmaya başladı. Dünyayı anlamaya çalışırken kendisini de sorguladı. Kendisini sorgularken geçmişini, geleceğini, ölümünü, yalnızlığını ve anlamsızlık ihtimalini düşünmeye başladı. Ve sonunda insan, dünyayı fethetmeye çalışırken kendi kafasının içinde de bir dünya kurdu. Belki de asıl trajedi burada. Dünyanın en gelişmiş canlısı olduğumuzu düşünüyoruz.vAma günün sonunda, kaçtığımız şey çoğu zaman dışarıdaki dünya değil. Kendi kafamızın içi. Ve belki de insan bilincinin en büyük ironisi şu: Bizi diğer canlılardan ayıran şey, bizi gerçekten özgürleştiren şey olmayabilir. Belki de bizi diğerlerinden ayıran şey, kendi zihnimizin içinde hapsolabilme yeteneğimizdir.