O ATEŞ Kİ SENDİN, BENİ AŞKA ÇAĞIRAN
Sen değilsin muhatabım gönlündür.
Bir ahuzar el diyarında garip bir türküdür seni sevmek, aşkıma dem vuran bu yalnızlıkta. Dile gelen sen huzurunda bir çöl sahrası, kalb-i derya, vatan-ı sultan, mah-likamdır. Yetim ve öksüz yanıma bir parçadır seni sevmek. Gönlümün hep aynı durduğu yerde, aynı kaldığı yerde derin bir mihraptır.
Gözlerin deli bir uçurumdur. Az sonra düşsen kimse bir daha izine rastlayamayacakmış gibi. Karanlık bir girdaptır. Bir keskin bıçaktır bakışların, sessizlikte dirilen. Korkusuz ölüme meydan okumaktır, sana gelmek. "Sana gelmek, şüphesiz en büyük dirilmektir."
Bu aşk zehirden beterdi, sızdı içime. İçinde harlanıp duran bir ateşti adın. Bir deli pervane, o ateşin etrafında dönüp duran. O ateş ki sendin, beni aşka çağıran! Soluksuz bir nefesti özlemin. Özlemekse beklemekti her zaman. Gözlerinde beklemek yalnızlığı, bitmek bilmeyen. Düşünceler şimdi bu ruhun iptilası! Bir savaş başlıyor içinde. Her günü kendine yenilen. İnsan kendi içine yenilir miymiş hiç? Yenilirmiş… En temiz yenilgisi imiş kalbin. Bir garip sessiz çığlığın avuçlara bıraktığı gözyaşına dönüşmesiymiş. Seviyorsun, ama uçurum. Seviyorsun, ama girdap. Seviyorsun ama ölüm. Sonu yokmuş gibi. Bir vakitte durmuş, zaman artık özlemiyle yanıp kavrulmuş gibi.
Aşk ki bir ateş, o ateş ki aşka çağıran.
O ateş ki sendin
Beni aşka çağıran…