AZİZİM 2
Kimsesizliğin sokağından geçtim az önce. Yalnızlığın o ıssız, o ürkütücü yanı hiç bu kadar yakından sarmamıştı beni. Babama çok defa sormak istedim. Ölmeden önce yazdığın o günlüğü tek başına yazmayı nasıl göğüsledin. Bazen yazarken defalarca yutkunduğumu bilir, yazmayı bırakırdım. Sen nasıl o haldeyken yazma cesaretinde bulundun.
Binlerce kalabalık içinde, insanların uğultularına rağmen kendi dünyamda seninle konuşuyor gibiyim. Buğulu bir cam ardında oturmuş karşılıklı konuşuyoruz sayıyorum. Varlığın 32 yıldır hala güç verir bana. Olmayışın çok şeyi oldurmasa da, sana sığınmak hep güç verirdi bana. Bunları anlatsam birilerine deli deyip geçerler pek ala. Ama kimin umurunda. Yazarken seni düşünmek, seninle büyümek, gelişmek, dertleşmek sığındığım en temiz liman oldu her zaman. Bana eksikliğin nazlı buğday taneleriyle yeşermeyi öğretti. Bir gül goncasıyken açıp büyümeyi. Sabırla dinlemeyi. Her yenilgiden zaferle çıkmayı. Hep bir küçük kız çocuğu olarak kalmayı.
Seni sevmek ömrü saadetimin en aziz şerefiydi. Herkesten vazgeçtiğim bir zamanda seni düşünerek dirilmekti hayata. Canımla savaştığım bir vakitte senin kızın olduğun bilinciyle hayata tutunmaktı. Bir tebessümüne tüm şiirlerimi feda edebilseydim diyorum. Keşkelere sığınmıyorum ama ‘yokluğun’ geride kalan koca ömrün değişmeyen sessiz çığlığı…
Azizim, gelmeyişini artık bir kızgınlık olarak görmüyorum. Biliyorum okuduğum ve yazdığım her cümlemde bu dünya üzerinde ölümsüz kalacaksın. Bunun için çabalıyorum. Azizim, yazdıklarım ve yazacaklarım dünya üzerinde varlığını yaşatacak tek armağanım olsun sana.