Düşündüm...

Düşündüm… Çok düşündüm…

Oca 7, 2025 - 18:42
Oca 14, 2026 - 03:40
 1  76
Düşündüm...
Düşündüm...

Düşündüm… Çok düşündüm… Kendimi düşündüm, ailemi, işimi, neden böyle olduğunu, dostlarımı, her şeyi… En çokta seni düşündüm. Unutulduğunu sanma unutulmazımdın sen benim. Neden unuttun o halde beni, diye bağrımı yumruklamak geliyor değil mi içinden? İnanır mısın benimde canımdan can kopartan şey bu. İnanıyorum ve biliyorum ki ayağıma bir beton tanesi bağlasam da denize atlasam yine kaçmaya çalışacağım. Köprüden kendimi atmaya kalksam beni düzeltmek için gelenlerin yanına kuzu kuzu sineceğim. Oysaki ben senin yanına sinmek istiyorum. Senin yanına gelmek için yapıyorum bunları. Neden mi? Seni sen olarak özlüyorum. Aklımda hala o buğday sarısı saçların yıldızları kıskandıracak gözlerin, yaptığım her şakaya attığın o ahenkli kahkaha ve yanımdayken kıymetini bilemediğim sen. Hepsi bir koro oluşturmuş gibi geliyorlar üstüme. Sanıyorum bu sıralar bende bir haller var. Sanırım ellerimiz kavuşuyor sonunda.

Sanıyorum bu sıralar bende bir haller var. Sanırım ellerimiz kavuşuyor sonunda. Ama bu nasıl bir kavuşma? Benim ellerim buz gibi, seninkiler ise… Yok. Sen yoksun. Gözlerimi kapattığımda o ince parmaklarını hissediyorum hâlâ, avucuma dolan sıcaklığını, ama gözlerimi açtığımda boşluğun soğukluğu yanımda oturuyor.

Sana uzanamamak ne büyük bir azap biliyor musun? Sanki ellerimi tutmak üzereymişsin gibi geliyor bazen. Bir adım, bir nefes uzaklıkta. Ama her seferinde gerçek beni içime çekiyor, nefessiz bırakıyor. Bu sensizlik, bir uçurum kenarında sonsuza dek dengede kalmaya çalışmak gibi.

Özlemek… Özlemek ne garip bir kelime. Seni düşündükçe içimde öyle bir yangın var ki, sanki her şey aynı anda kül oluyor. Ama bu yangın bile yeterince sıcak değil, çünkü sensiz her şey soğuk. Geceler soğuk, günler soğuk, insanlar soğuk. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Hiçbir şey “biz” gibi değil.

İnsan sevdiğini kaybettiğinde hayatının bir yerinde bir delik açılıyor, biliyor musun? Ama bu öyle bir delik ki, ne kadar doldurmaya çalışırsan çalış, hiçbir şey yeterli gelmiyor. Sana dair her şeyi hatırlıyorum. İlk günümüzü, bana gülümseyişini, gözlerindeki o parıltıyı. Kahkahalarını... O kahkahalar var ya, hâlâ yankılanıyor zihnimde. Ama o ses, şimdi bana neşe değil, acı veriyor. Çünkü artık o kahkahayı duyamayacağımı biliyorum.

Bazen seni görebilmek için o kadar çok şey vermek istiyorum ki… Hayatımı, nefesimi, her şeyimi. Ama buna bile yetemem, değil mi? İnsan gidenin ardından sadece kalır. Kalır ve parçalanır. Ben de öyleyim işte. Hayatta gibiyim ama değilim. Yaşıyorum ama sensiz bu yaşam neye yarar ki?

Gittiğin gün hâlâ zihnimde. O soğuk hastane odasında son kez elini tutmaya çalıştığım o an… “Beni bırakma” diye fısıldadığım, ama sesimin duyulmadığını bildiğim o an. Gözlerin kapalıydı. O gözlerin… Yıldızları kıskandıracak kadar parlak, hayat dolu gözlerin. O gün karardı işte her şey.

Şimdi düşünüyorum da, hayata dair ne çok planımız vardı. Gezecektik, eğlenecektik, birbirimize hikâyeler anlatacaktık. Sen çocuklarımızdan bahsederdin, ben sana kahkahalar içinde “çok acele etme” derdim. Ama hayat, o kadar acımasız ki, planlarımızı elimizden aldı. Seni elimden aldı.

Bazı sabahlar kalktığımda bir an için her şeyin bir rüya olduğunu sanıyorum. Sanki dönüp odadan çıkacaksın, gülerek bana “Uyuyor musun hâlâ?” diyeceksin. Ama ses yok. Adımların yok. Sensizlik var. Ve o sensizlik, her sabah yeniden vuruyor beni.

Biliyor musun, insanlar hâlâ nasıl güldüğümü soruyor. Onlara “alışıyorum” diyorum. Ama bu doğru değil. Çünkü bu acıya alışmak mümkün değil. İnsan, sevdiği birini kaybettiğinde kendine bile yabancılaşırmış. Bunu yeni öğreniyorum. Seninle birlikte her şeyimi kaybettim. Seni kaybettim, kendimi kaybettim.

Geceleri yıldızlara bakıyorum. Sanki biri bana, orada bir yerlerde beni izlediğini söylüyormuş gibi. Ama biliyorum, yıldızlar da yetmiyor. Senin sıcaklığın, sesin, kokun olmadan hiçbir şey yetmiyor. Bana bir işaret gönderir misin? Bir rüzgâr, bir düş, bir hayal… Bir kez olsun yine varlığını hissedebilsem, belki biraz daha dayanabilirim.

Sana söyleyemediğim onca şey var. Keşke daha çok sevseydim seni. Keşke sana her gün “seni seviyorum” deseydim. Keşke her anının kıymetini bilseydim. Ama insanlar hep geç fark ediyor, değil mi? İşte, ben de geç fark ettim. Ama seni sevmekten hiç vazgeçmedim. Ve vazgeçmeyeceğim.

Beni bekle. Eğer gerçekten bir yerlerde yeniden buluşmak mümkünse, beni orada bekle. Sana doğru yürümek için her şeyimi feda edebilirim. Çünkü sensizlik bir ömür taşınabilecek bir yük değil. Ve seni özlemek, her gün biraz daha eksilmek demek.

Seni seviyorum. Sonsuza dek. Ve bir gün, bir şekilde, ellerimiz yine kavuşacak… Bu sefer sonsuza dek.

 

agathanaz Merhaba ben Naz. Kimilerine göre de Agathanaz. Kendi çapımda deneme, tiyatro ve şiir yazıyorum. Bazen bestede yapıyorum lakin edebiyat yüreğimde daha ağır bastığı için zamanla hobilerimde buna göre şekillendi. Yaş olarak biraz küçük olsam bile ileriki zamanlarda bilgilerimi katlayarak kullanacağımı düşünüyorum. Kitap okumaya ve yazı yazmayı çok seviyorum.